
Disosiyasyon, en hafif hâliyle, bir tür dalgınlık, istemsiz bir zihinsel uzaklaşma olarak kendini gösterir.
Bir sohbet esnasında dinlemediğimizi ya da bir yolculuğun ardından kalkış ve varış dışında bir şey hatırlamadığımızı fark etmek bu fenomenin hafif ve olağan hâlinin örnekleridir.

Psikolojik anlamda disosiyasyon, normal zamanda bir bütün olan bilinç, bellek, kimlik veya çevre algısı gibi yetilerin ayrışması olarak tanımlanabilir.
Bazı deneyimler yalnızca bilinçdışı tarafından algılanır.
Gerçeklikle aramıza çektiğimiz bu paravanı, günlük dilde “uzaklara gitmişim”, “dalmışım” gibi cümlelerle ifade ederiz.

Disosiyasyon patolojik boyutta olduğunda,
depersonalizasyon (kendinden kopma),
derealizasyon (içinde bulunulan ortamın gerçek dışı olduğu intibası);
bilinç, bellek ve kimlik bulanıklıkları içerir.
Patolojik disosiyasyona en uç örnek olarak çoklu kişilik bozukluğunu verebiliriz.

Disosiyasyon, kişinin bilinçlilik hâlinde aksamaya sebep olduğundan, neredeyse istisnasız olarak hafıza boşluklarına ve zaman algısında bozulmalara yol açar.
Bu kopuş şiddetiyle doğru orantılı olarak yabancılaşma hissine ve kaygıya neden olur.

Disosiyasyon zihnin taşıyamadığı gerçekliklerden kendini sakınma yöntemi, bir nevi kapat komutudur.
Kişi, dayanma gücünü aşan bir deneyime bedenini -psikolojik anlamda- terk ederek katlanır.
Örneğin, istismara maruz kalan bir çocuk, disosiyasyon sayesinde acısını bir kenara bırakarak, okuluna gitmeye ve öğrenmeye devam edip, arkadaşlarıyla ilişkilerini sürdürebilir. Bu gibi durumlarda disosiyasyon, bir uyum sağlama mekanizması olarak görülebilir.

Kişinin içgüdüsel olarak acıyla arasına koyduğu bu bariyer, travmatik olay esnasında işlevseldir. Uğranılan bir saldırı, geçirilen bir kaza, bir yakının kaybı vb. travmatik deneyimler disosiyasyona sebep olabilirler.
Ağır travmalar yaşamış veya uzun süre stresli ortamlara maruz kalmış kişiler, günlük yaşamlarında disosiyasyona daha sık başvurma eğilimindedirler.

Kişinin algılarını sekteye uğratan bu kopuşların kronikleşmesi, post travmatik stress bozukluğunda sık rastlanılan bir durumdur.
Kişi, güvende olduğu hâlde, ufak bir anımsatıcı vasıtasıyla, tehlike varmış gibi uyarılmakta ve kendini savunmaya almaktadır.

Amaç, disosiyasyonu ortadan kaldırmak değil, öncelikle kişinin yaşadığı kopuşlara dair farkındalık kazanmasını sağlamak olmalıdır.
Güvende olmak, güvende hissetmek için her zaman yeterli değildir.
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.