
Psikopat denildiğinde çoğu insanın gözünde toplumdan tamamen kopmuş insanlar canlanıyor: suç işleyen, şiddet uygulayan…
Sinema, diziler vs. vasıtasıyla, popüler kültür bu algıyı yıllardır beslemektedir.
Oysa psikopati, salt kriminal davranışla tanımlanan bir durum değildir; bu terim, belirli duygusal, iletişimsel ve davranışsal özelliklerin bir araya gelmesiyle oluşan bir örüntüyü ifade eder.
‘Psikopat’ kelimesi köken olarak, zihnin hastalığı gibi bir anlam taşısa da, bu kavram bir hastalığı değil, belirli bir kişilik yapılanmasını ifade eder. Psikopati, güncel sınıflandırmalarda bağımsız bir hastalık olarak değil, kişilik bozuklukları başlığı altında, özellikle antisosyal kişilikle ilişkili bir kişilik örüntüsü olarak ele alınır.
Kişinin dünyayla kurduğu ilişkinin görece katı ve süreklilik gösteren bir biçim almasıdır. Belirtiler daha erken dönemlerde fark edilse dahi, tanı 18 yaş itibarı ile konur.
Psikopati spektrumundaki bireyde, belirgin bir duygusal soğukluk, sınırlı ya da yüzeysel empati ve benzer şekilde suçluluk duygusunun yüzeysel ya da az oluşu gözlemlenir.
Bu kişiler başkalarının duygularını anlamakta zorlanmazlar; aslında duygusal ipuçlarını oldukça iyi okuyabilirler. Başkalarının duygularını anlayabilir, ancak bu bilgiyi duygusal olarak deneyimlemezler.
Bu durum, onları çekici, ikna edici kılıp, başarılı bir manipülatöre dönüştürebilir.
Bir başka deyişle, empati kurmazlar ama empatiyi isteklerini elde edebilmek için taklit edebilirler.
Ayrıca toplumsal normların, kuralların ihlali ile karakterize antisosyal davranış özellikleri barındırırlar.
Robert D. Hare, psikopatiyi yalnızca davranışsal bir sorun olarak değil, belirli kişilik özelliklerinin bir araya gelmesiyle oluşan bir yapı olarak ele alır.
Söz konusu özellikler arasında, yüzeysel çekicilik, kişilerarası ilişkilerde manipülatör eğilimler, suçluluk, pişmanlık duygularının zayıflığı, empati eksikliği, risk alma eğilimi, zayıf korku tepkisi, dürtüsellik mevcuttur.
Bu özelliklerin her bireyde aynı biçimde ortaya çıkmadığını vurgulamak gerekir. Psikopati bir kategori olmaktan ziyade bir spektrum olarak düşünülür; yani bazı bireylerde bu özellikler oldukça belirgin ve yoğun şekilde görülürken, bazı bireylerde hafif düzeyde ortaya çıkabilir.
Araştırmalar, psikopatik özelliklerin bazı bireylerde işlevselliği bozacak düzeye ulaşmadan da var olabildiğini göstermektedir. Hatta bazı çalışmalar, düşük kaygı düzeyi, risk alma eğilimi ve duygusal mesafe gibi özelliklerin belirli mesleki bağlamlarda avantaj sağlayabildiğini öne sürmektedir.
‘Başarılı psikopat’ kavramı, psikopati spektrumunda yer alan bazı bireylerin suç davranışı göstermeksizin, yer yer yüksek statülü pozisyonlara ulaşarak toplum içinde işlevsel biçimde var olabildiklerini ifade etmek için kullanılır.
Bazı bireyler, düşük korku tepkisi, yüksek risk tahammülü, stratejik düşünme becerisi, manipülasyon eğilimi, duygularla mesafe koymada rahatlık gibi özellikleri sayesinde rekabetçi ortamlarda avantaj elde edebilirler.
Başarılı psikopatlar, suç işlemeye yönelmezler; ancak kişilerarası ilişkilerde soğukluk, başkalarını araçsallaştırma, kullanma eğilimi gösterebilirler.
Nörolojik açıdan bu yönelim ve özellikler, amigdala ve prefrontal korteks başta olmak üzere bazı beyin bölgelerinin işleyişindeki farklılıklarla açıklanabilir. Bu nedenle psikopatik özellikler gösteren kişiler tehdit karşısında ‘normalden’ düşük kaygı duyup, riskli kararlar alırken daha az fizyolojik stres belirtisi gösterebilirler. Bu bulgular, psikopatiyi yalnızca ahlaki bir sorun olarak değil, nörobiyolojik farklılıkla ilişkili bir kişilik yapılanması olarak da düşündürmektedir.
Psikanalitik açıdan bu yapı, erken dönem nesne ilişkileri, süperego gelişimi ve suçluluk kapasitesinin oluşumundaki aksaklıklarla ilişkili bir kişilik örgütlenmesi olarak ele alınır. Kernberg’in kuramsallaştırmasında bu yapı, antisosyal kişilik örgütlenmesi içinde değerlendirilir ve zayıf bütünleşmiş içsel nesne temsilleri, ilkel savunma düzenekleri, yeterince entegre olmamış, yer yer ilkel ve sadistik özellikler taşıyan süperego yapılanması ile ilişkilidir.
Lacancı pencereden bu yapı, öznenin simgesel düzene dâhil oluşu ve yasa ile ilişkisine dair bir aksaklık üzerinden incelenebilir. Özne, simgesel düzenle kurduğu bağı yeterince içselleştiremez ve dürtüsel eğilimlerin sınırlandırılmasında, arzunun düzenlenmesinde güçlükler yaşar; suçluluk ve sorumluluk duyguları sınırlı kalır.
Muhtemelen bir psikopat tanıyorsunuz...
Belki de asıl mesele psikopatların varlığından ziyade, bazı psikopatik özelliklerin avantaj hâline geldiği bir toplumda yaşıyor oluşumuzdur.
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.