
Heteropesimizm, özellikle son yıllarda kültürel çalışmalar ve queer kuram literatürü kapsamında tartışılan bir kavramdır. Kavram, heteroseksüel ilişkilerin toplumsal düzeyde normatif konumunu sürdürmesine rağmen, öznel düzeyde giderek daha fazla hayal kırıklığı, güvensizlik ve ironik bir mesafe ile deneyimlenmesini ifade eder. Burada söz konusu olan, heteroseksüelliğin ortadan kalkması değil; ona yüklenen anlamın ve tamlık vaadinin sorgulanmaya başlanılmasıdır.
Heteroseksüellik sürer, ama ona olan inanç zayıflar. Heteroseksüel ilişkinin ‘eksikliği’ gidereceği yönündeki fantezi giderek daha az ikna edici hâle gelir.
Sigmund Freud, nesne seçimini yalnızca ‘karşı cinse yönelim’ gibi biyolojik ya da basit bir eğilim olarak ele almaz. Freud’a göre öznenin yönelimleri, erken dönem bakım ilişkileriyle ve libidinal yatırımların tarihiyle yakından ilişkilidir.
Bu bağlamda Freud, nesne seçiminin iki farklı kaynaktan beslenebileceğini öne sürer: anaklitik nesne seçimi ve narsisistik nesne seçimi. Bu çerçevede arzu, yalnızca dışsal bir nesneye dönük bir ilgi değil, aynı zamanda öznenin kendisiyle, kendi imgesiyle ve eksikliğiyle kurduğu ilişkinin bir ifadesi olarak kavranır.
Anaklitik seçim: Öznenin erken dönemde yaşamını sürdürmek için bağımlı olduğu bakım veren figürle kurduğu ilişkiye dayanır. Bu bağlamda nesne seçimi, doğrudan bir benzerlikten ziyade, ilk bakım ilişkisinin işlevinin sonraki ilişkilerde yeniden kurulmasına yönelir.
Narsisistik seçim: Öznenin libidinal yatırımını kendi benliğine yöneltmesiyle ilişkilidir. Sevgi nesnesini kendi benliğiyle bağlantılı olarak belirleyen özne; olduğu şeyi, bir zamanlar olduğu şeyi, olmak istediği şeyi ya da kendisinin bir parçasını temsil eden nesnelere yönelir.
Freud burada homoseksüel yönelimi doğrudan ‘narsisistiktir’ gibi indirgemeci bir şekilde tanımlamaz; ancak, bazı durumlarda nesne seçiminin narsisistik bir yönelim gösterebileceğini ve öznenin kendi benliğiyle bağlantılı temsilleri sevgi nesnesi hâline getirebileceğini düşündürür.
Freud’un açtığı kapı, bizi yönelimin kendisinden çok arzu ile benlik arasındaki ilişkiyi düşünmeye teşvik eder. Yani özne, kimi sever? Kendine benzeyeni mi, farklı olanı mı, kendinde eksik olanı mı? Koruyup kollayanı mı?
Heteropesimizm, arzunun yönünden değil, vaadinden şüphe etmektir. Heteropesimizm, ‘heteroseksüellikten sıkılmak’ değildir.
“Arzu var ama tatmin yok.” “Yakınlık istiyorum ama ilişkiler yıpratıcı.” “İlişkiler sürdürülemiyor ama alternatifim yok.” vb. ifadelerin kavramıdır.
Bu durum, son yıllarda benimsenen katalog kültürü dolayısıyla bağlanma problemlerinin artmasıyla görünür hâle geldi. Mesele salt sosyolojik değil; aynı zamanda öznenin arzu ekonomisiyle ilgili. Modern özne, giderek daha narsisistik bir düzen içinde konumlanıyor. ‘Sevgililik’, iki insanın karşılaşmasından çok, benliğin onay ya da tehdit algıladığı bir aynaya dönüşüyor. Bu koşullarda ilişki, arzunun dolaştığı bir alan olmaktan çıkıp, benliğin kırılgan tahtalarını zorlayan bir nevi sınava dönüşüyor. Benlik, stabilitesinden şüphe ediyor…
Hayır, borderlinelaşmadık, hep böyleydik; sadece eskiden bu kadar varoluş alternatifimiz yoktu. Bunların sonucunda arzu devam ediyor ama ilişkiye dair inanç hasar alıyor.
Freud’un açtığı narsisizm sekmesi, bize şunu hatırlatıyor: Özne, her zaman biraz kendini sever, biraz kendine yabancı olanı ister ve çoğu zaman da bu ikisi arasında sıkışır.
Heteropesimizm de bu sıkışmanın çağdaş adlarından biri gibi okunabilir. Mesele yönelimin kendisinden çok, ona atfedilen tatmin beklentisidir. Özne, hiçbir zaman ‘tamamlayıcı’ bir nesne bulamaz ama -özellikle heteroseksüel edebiyatın sunduğu- bu vaatten de vazgeçemez. Bugün heteropesimizmin arttığına dair gözlemler, yönelimlerin değişmesinden çok, ilişkilerin özne için ifade ettiği anlamın dönüşmesiyle ilişkilidir.
*Güncel psikoloji, psikiyatri ve nörobilim, cinsel yönelimin bir ‘tercih’ ya da iradi bir seçim olarak açıklanamayacağını açık biçimde ortaya koymaktadır. Yönelimin oluşumunda genetik yatkınlıklar, prenatal hormonal etkiler ve erken gelişimsel süreçlerin rol oynadığına dair güçlü bulgular mevcuttur. Eşcinsellik bir hastalık ya da sapma değil, insan cinselliğinin doğal varyasyonlarından biri olarak incelenmelidir.
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.