
Başkasının arzu nesnesi olmayı öncellerken, gerçek bir tatmin yaşamak mümkün müdür ? Histriyonik kişilik bozukluğu denildiğinde aklımıza, duygularını abartılı yaşayan, dikkat çekmeyi seven, cüretkâr ve baştan çıkarıcı insanlar gelir.
Bu ifade biçiminin ardında, aslında daha derin bir kaygı saklıdır : Histriyonik kişiliğin kaygısı terk edilmenin çok daha ötesinde, yok olmaktadır. Kişi, sevilmediği takdirde yalnız kalmaktan değil, âdeta silinmekten korkar. Başkası tarafından arzulanmadığında içine süzüldüğü boşluk ölüm gibidir; yasaklanmış bir arzuyu düşlemenin utanca komşu kaygısını taşır.

Histriyonik kişilik, iletişimini çoğu zaman etkileme kanalı üzerinden yürütür. Çekici bulunmamak, onun için sevilmemek anlamına gelir. Bu nedenle yalnızca romantik ilişkilerde değil, arkadaşlıklarda ve sosyal ilişkilerde de bir nevi kur yapma hâli sürdürülür. Histriyonik kişilik, benliğini arzulanmak üzerinden tanımlar, dolayısıyla; samimi bağları engelleyen bir performans anksiyetesi yaşar. Kişinin zihni, nasıl olduğundan ve ne hissettiğinden ziyade, nasıl algılandığıyla meşguldür.

Otto Rank’a göre doğum, insanın karşılaştığı ilk büyük travmadır. Rahim içi varoluş, birliğin ve güvenliğin simgesidir; benlik henüz bütünden ayrışmamıştır; dış dünya kavramsal olarak mevcut değildir, dolayısıyla kaygı yoktur. Doğumla birlikte bu birlik aniden dağılır. Bebek, bir daha asla ulaşamayacağı o bütünlükten, mutlak huzurdan ayrılmış; dış dünyaya dahil olmuştur. Rank’a göre doğum, insanın deneyimlediği ilk anksiyetedir ve bu deneyim, yaşam boyunca karşılaşılacak tüm kaygı verici durumlar için bir temel oluşturur.

Histriyonik kişilik, kendi arzusunu tatmin etmek yerine diğerinin arzusunun nesnesi olmak için çabalar; bu -az evvel bahsettiğimiz- ilk birlik hissine en yakın olandır. Bir başkasının varlığının en can alıcı noktasına yerleşmek, onun bir parçası olmak; beraberinde kendi başına var olamamayı getirir. Bu sebepten, diğerlerinin ilgisi, arzusu, hayranlığı histriyonik yapıdaki kişiler için hayatidir.

Histriyonik kişiliğin çabası, yeniden bütünlük yanılsaması yaratmaya yöneliktir. Başkası tarafından arzulanmak, bir nevi yeniden kucaklanma ve tekrar bütüne dahil olma hissi verir. Histriyonik kişilik, bir başkasının varoluşunun odak noktası olmayı hedefler, kendi başına var olmayı değil. Bu istek, kendi içinde bir feda barındırır. Kendi iç dünyasını, öznel yönelimlerini, arzularını bir kenara bırakır.
Kendisinden geçer… Arzulanmak uğruna kendi tatmininden vazgeçer. Söz konusu vazgeçiş, ilişkilerinin boşluk ve tatminsizlik duygularıyla kuşatılmasına yol açar. Hiçbir tanınma ya da arzulanma, kişinin arayışında olduğu o bütünlük duygusunu veremez. İlgi kısa sürede yetersiz kalır; her yeni hayranlık bir öncekini etkisiz kılar.
Bu yapıdaki bireyin ilişkileri genellikle tutkulu başlar, ama bağ kurma süreci ilerledikçe kaygı belirginleşir.

Histriyonik kişilikler bağımlılığa yatkın olabilirler ama bağ kurmayı pek bilmezler. Bağlanmaya niyet etseler dahi, daha çok bağımlı davranışlar sergilediklerini fark edebilirsiniz. Kendi iç dünyalarından, dolayısıyla hem yalnızlıktan hem de ilişkilerde derinleşmekten kaçınırlar.
Terapide bu kişilik yapısıyla çalışırken, bireyin arzularını ve iç dünyasını keşfetmesi, ilişkilerde ve hayatta gerçekten neye ihtiyaç duyduğunu düşünmesi ve bağımlılıkla, bağlılık kavramları üzerinde farkındalık kazanması için alan açılmalıdır.
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.