
Kemal ve Füsun’un yaşadıkları, başlangıçta bağ kurmak, ortak bir dünya oluşturmak gibi algılansa da, roman ilerledikçe şuna şahit oluruz: Cinsellik, iki hayatı birleştirmekten çok, iki kişiyi ortak bir senaryoda bir araya getirir. Bu senaryo, konuşulan, tanınan, müzakere edilen bir ilişkinin yerini tutabilen tekrarlanan sahnelerden oluşmaktadır.
İki insanın cinsel ilişki yaşaması, ilişki kurdukları anlamına gelmez; aksine -eğer böyle bir durum mevcutsa- ilişki kuramadıkları gerçeğini görünür kılar.
Biraz ileri gidip, romanın temel duygusunun aşk coşkusundan ziyade, bağ kuramamış olmanın ısrarı olduğunu söyleyebiliriz.
Kemal, Füsun’la yaşadıkları cinsel birlikteliği iki özne arasındaki karşılaşma olarak değil, bir ilişki kanıtı olarak yorumlar. Sanki bu deneyimi, Füsun’la aralarında bağ kurulmuş olduğuna dair bir işaret gibi görür. Dolayısıyla, henüz kurulmamış bir ilişkiyi kurulmuş varsayarak, kendi yerinin -Füsun’un hayatındaki konumunun- sabit ve güvence altında olduğu yanılsamasına kapılır.
Oysa sosyolojik konum beden üzerinden değil; isimlendirme, ilan etme, söz, statü, aile, tanınma vs. vasıtasıyla tayin edilmektedir. Ortak yaşanmışlıklardan daha önemli olan bağ kurucu faktör, ortak bir sembolik dünyada buluşabilmek, ‘aynı’ dünyaya mensup olmaktır. Kemal, cinsellik vasıtasıyla bağ kurduğunu düşünürken, toplumsal bağın kurucu şartlarını es geçmektedir.
Roman (ya da dizi), okura dünyayı çoğu zaman Kemal’in bakışından sunar ve okuyucuyu şu çıkarımı yapmaya sevk eder: Füsun, Kemal’in anlatısında çoğu kez ‘kendi arzusu olan bir özne’ gibi değil de, Kemal’in arzusunun konumlandırıldığı bir ‘yer’ gibi betimlenir. Biraz, kendi başına varlık süremeyeceği intibası uyandırmaktadır.
Kemal’in yakınlık olarak gördüğü şey, sanki Füsun’u tanımakla alakalı değildir; Kemal, Füsun üzerinden kendi içsel boşluğunu yönetmekte ve bunu âşık olmak olarak tanımlamaktadır.
Bu hikâyede cinsellik, iki özne arasında kurulmuş bir bağın değil, böyle bir bağın kurulmuş olduğu varsayımının dayanağı hâline gelir. Belki de bir öznenin, bir diğerini kendi fantezisine sabitleme çabasına araçtır.
Bu okuyuş, romanın etik nabzını şu soruda duyurur: Bağ mı kuruluyor, yoksa biri, diğerini bir düzeneğe mi dönüştürüyor?
Toplum, ilişkiyi ‘neyin yaşandığı’ üzerinden değil ‘neyin ilan edilip, kimin kimi tanıdığı’ üzerinden tanımlar. Kemal’in meşru kimliği nişanla tanımlıdır; cinsellik tek başına bunun önüne geçemez. Hatta, tabi tutuldukları ahlak çerçevesinde, cinsellik bağdan çok risk doğurmaktadır.
Dolayısıyla bu hikâyede, Kemal’in gözünden bakan okur tarafından, cinselliğe yüklenen kurucu anlam, sürekli boşa düşmektedir.
Kemal, Füsun’la -cinsel ilişki vasıtasıyla- kuramadığı ilişkiyi, Füsun’a değmiş nesneler üzerinden temsil etmeye yönelir. Nesneler, hatıra olmaktan çıkıp, kurulamayan ilişkinin bıraktığı boşluğu tutan birer ikameye dönüşürler. Yaşanamayan birleşme, sahip olmakta telafi bulur: sigara izmaritleri, küpe, bardak…
Bu biriktiriş takıntılı aşkın romantik jesti olmaktan ziyade, ilişkisizliği yönetmenin bir yöntemidir: Konuşulamayan ilişkinin yerine ham semboller, kurulamayan bağın yerine koleksiyon, ilan edilemeyen öznel konum yerineyse sergilenebilir bir hikâye yerleştirilir. Özetle, cinselliğin kuramadığı bağı, Kemal arşiv oluşturarak telafi eder. Cinsellik, kişiyi simgesel düzende bir yere yerleştirmeye tek başına yetmez. Cinsellik üzerinden bir özne konumu inşa edilemez.
Kemal, “Ben Füsun’u seviyorum.” dediği vakit kendi arzusunun öznesi olarak konumlanmıyor; aksine Füsun’a göre kurulmuş bir varoluşa bürünüyor. Kendi arzusunu bir hikâyeye kilitleyip, hikâyeyi de bir müzeye çevirerek, ‘canlı’ ilişki yerine metni ve nesneyi koyuyor. Yaşamına devam edebilmek için kendince bir yol buluyor aslında: İlişki vasıtasıyla elde edemediği o varoluşu, nesnelerle, anlatıyla sabitlemeye yöneliyor.
Romanın sonundaki müze, bir öznenin bağ kurmak yerine kayıt tutmayı seçmesinin anıtı gibi okunabilir. Birlikte yaşanamayan ilişki, birlikte tekrarlanan sahnelere; kurulamayan bağ ise biriktirilen nesnelere dönüştürülmüştür.
Masumiyet Müzesi, ortak bir dünyada buluşulamayan bir ilişkinin müze vasıtasıyla ifade arayışıdır, ilişki içinde tanınma imkânı bulamayan öznel konum, sanata sığdırılarak arşivlerde sabitlenmiştir.

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.