
"İnsan temel ihtiyaçları karşılandıktan sonra şiddetle arzu duyar, ancak tam olarak neyi arzuladığını bilemez." -René Girard

René Girard, insanların arzularının başkalarının arzularını taklit ederek şekillendiğini savunur. Birini -ya da bir şeyi- gerçekten beğendiğimiz için değil, başkaları tarafından arzulandığı, toplumsal olarak değerli kabul edildiği için istiyor olabiliriz.

Girard’a göre, insanın arzuladığı şey, kendisini mahrum hissettiği bir varlıktır.
Aslında belirsiz de olsa, arzunun bir nesnesi vardır: varlık.
Bir noktada, sadece var olmaya devam etmek bize yetmez; onu artırmak, pekiştirmek isteriz. Temel ihtiyaçlarımızı karşılayarak hayatta kalmayı başardıktan sonra, daha fazla var olmak, daha sağlam varlık sürmek isteriz.

İhtiyaç, hayatta kalmaya yönelirken; arzu, giderek yoğunlaşmaya ve tamamlanmaya yönelir. İhtiyaçtan farklı olarak arzu, kendisini tatmin edecek nesneleri henüz tanımlamamıştır.

Başkalarının arzusu, kişisel arzularımızın başıboşluğuna son veren bir rehber vazifesi görür. Toplum bize örnek arzu nesneleri empoze ederek, bu belirsizliği ortadan kaldırırken, öte yandan bizi duygusal anlamda tembelleştirir.

Kendimizden daha mutlu görünen sosyolojik bir rol-modelimiz oluşur ve onun arzuladığı nesneleri arzularsak -onun gibi- daha bütün, daha mutlu olacağımıza ikna olmak isteriz.

Benden daha tamamlanmış görünen bir bireyin varoluşunu kuvvetlendirmeyi başaran bir nesne neden benim varoluşumda da aynı etkiyi yaratmasın?
Başkaları için çekici olması sebebiyle ilgimizi çeken nesne ya da kişi, onu kazandığımızda ve artık başkaları için arzu nesnesi olmaktan çıktığında bizim için eski çekiciliğini yitirebilir. Bu noktada, ilişkiyi devam ettirmek için kaynağı içsel olan bir motivasyonumuz yoksa, o kişiden soğumaya başlarız.

Bir yandan, başkasının arzusuyla ileri gitmek zordur; bir diğer yandan ileri gitmek, yüzeyde kalmaya alışkın olan zihin için tehditkârdır.
Bir başka deyişle, düşünsel ve duygusal tembellik çoğu zaman bir seçimdir.

Tüm bunların sonuçlarından biri olarak, bazen arzumuzun elde edilebilir olduğunu anladığımız noktada çıkış kapısına yöneliriz. Çünkü, bize ait olmayan duyguların devamı yoktur.

Öte yandan, René Girard, mimetik arzu teorisinden doğan paradoksu kendisi de vurgular. “İnsan ilişkilerinde benzerlik, uyum fikrini çağrıştırır; hoşlandığımız şeyler ve isteklerimiz birbirine yakın olduğunda iyi anlaşmamız gerekmez mi?”

Aksine birbirini taklit eden arzulara sahip olmak uyumu değil, çatışmayı doğuracaktır. Başkasının arzusunu taklit ettiğimizde, onunla aynı nesneyi arzular ve ona benzeriz. Ancak bu benzerlik, bizi yakınlaştırmaktan ziyade, rakip hâline getirir.
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.