
Sosyal medya, katalog kültürü, bireysel özgürlüğün öne çıkarılması ve tüketime yönelik teşvik yaygınlaşırken aşkın tanımının değişmesi, ilişkileri temelden sarstı.
Bir yandan beklentilerimiz ütopik hâller alırken, diğer yandan günü kurtarmak trend oldu. Tanımak için zaman ve emek sarf etmeye çeşitli sebeplerden ötürü çekinir olduk. Heyecanla kaygıyı karıştırıyor, ruhsal anlamda sağlıksız besleniyoruz. Peki, ömür boyu birliktelik gerçekten hâlâ mümkün mü?

"Aşk, sahip olmadığınız bir şeyi istemeyen birine vermektir." -J.Lacan
İlişki yaşayabilmek için, insanın özündeki eksikliğin hiçbir zaman tamamen doldurulamayacağını kabul etmek gerekir.
İnsan, varoluşunu daimi bir tamamlanmamışlık çerçevesinde sürdürür ve bu boşluğu bir başkasının varlığıyla doldurmak mümkün değildir.
Ancak, asıl güzellik bu noktada saklanır:
Aşk, eksiklikleri tamamlamak değil, onları tanıyıp kucaklamaktır. Doyurucu bir beraberlik, kusursuzluğun peşinden koşarak değil, eksik olanı sevmeyi öğrenerek mümkündür. Sevgili olmak, mükemmel iki insanın buluşması değil, birbirlerinin kusurlarını büyüleyici bulan iki kişinin ortak bir dünya yaratma cesaretidir.

Alain Badiou, romantik ilişkileri modern toplumun yüzeyselliğine karşı bir direniş olarak ele alır. Badiou, sevginin kapitalist dünyada tüketilen bir nesne konumuna getirildiğini, bireysel çıkarların ön plana çıktığı bir çağda romantizmin risk alımı ve emek gerektiren bir hakikat arayışı olarak savunulması gerektiğini vurgular.

Otantikliği ortaya koyabilme özgürlüğü geçen zamanın güçlendirdiği ilişkilerin sırlarından biridir. Duygusal bağ kurmak, varoluşumuza şahit olunmasına izin vererek sosyal maskelerin ardında bir yuva inşa etmektir; bireysel tatminden ibaret olmadığı gibi bireysel tatminle de sınırlı değildir.
Beraber olmak, iki insanın kimliklerini yok etmeden bir araya gelmesi, ve birbirini özgürce keşfetmesidir.

Paulo Coelho’nun Simyacı romanında, Santiago’nun yolculuğu sadece altın arayışıyla değil, kendi içsel tatminini bulma amacıyla da ilgilidir.
Coelho, birlikteliklerde de benzer bir yolculuktan söz edilebileceğini vurgulamaktadır. "Gerçek aşk asla tüketmez; ne kadar verirseniz, o kadar artar."
Birlikte geçirilen yılların ardından, iki insan hâlâ paylaşabiliyorsa, birbirlerine verecek yeni şeyler bulabiliyorsa, uzun soluklu birliktelikler mümkün olabilir.
Asıl mutluluk, başkalarının bizden beklediklerini değil, kendi ruhsal ihtiyaçlarımızı yaşamaktadır.

Coluche, toplumsal değer ve rolleri eleştirirken, mizahı kullanarak insanların ilişkilerde kendilerine biçilen kalıplara başkaldırmaları gerektiğini savunur.
Belki de sağlıklı birliktelik, iki insanın toplumsal normlara karşı septik, birbirlerine karşı samimi ve dürüst olmalarıyla mümkündür.

“İki insanın karşılaşması iki kimyasal maddenin birbirine teması gibidir. Bir tepkime olursa ikisi de dönüşür.” -C.G Jung
Güncel ilişkilerin paradoksal yanı, tarafların hem derin bağlar kurmak istemeleri, hem de kimliklerini kaybetmeye dair narsisistik kaygılar taşımalarıdır.
Ulaşmak istediğiniz kişi de muhtemelen kendisini arıyor.
Daima keşfedin sevgilinizi, kendinizi, birlikteliğinizi...
“Tanıyorum" dediğiniz vakit, ölümden gün almaya başlıyor iletişiminiz.
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.