
İyi çocuk, başarılı çalışan, sadık eş gibi etiketlerin ardında kayıp hissettiğiniz oluyor mu?
“Ben gerçekten olduğum kişi miyim, yoksa sadece bu hayatı bana uygun görülen rolün gerektirdiği şekilde mi oynuyorum?”

İngiliz psikanalist Donald Winnicott, bazen hissedemez ya da duygularımıza ulaşamaz hâle gelişimizi gerçek benlik ve sahte benlik kavramları üzerinden açıklar.
Gerçek benlik, bireyin içsel dürtülerinin, duygusal özgünlüğünün doğaçlama ifadesidir.
Gerçek benlik, kişinin içinden gelen, samimi duygu ve davranışları içerir.

Bebek, hayatının ilk aylarında ihtiyaçlarını ifade eder (ağlar, istemediğinde iter, beğendiğinde güler vb.) ve eğer annesi -ya da bakım vereni- bu ihtiyaçlara duyarlıysa, birey özüne sadık kalarak gelişimini sürdürür.
Bu benlik yapısı, bireyin içsel canlılığını ve yaratıcılığını destekler.
Duyguları oldukları hâliyle hissetme, ne istediğini bilme, yaşamda kendine yön çizme gerçek benliğe ait becerilerdendir.
Gerçek benlik canlıyım hissidir.

Ancak, yaşamının erken dönemlerinde bakım vereniyle ilişkisinde yaşadığı aksaklıklar, kişinin özgün varoluşunu gölgeleyerek uyum sağlama ve kendini koruma odaklı bir benlik yapısı geliştirmesine neden olabilmektedir.
Ebeveyn yeterince duyarlı değilse -fazla müdahaleci ya da soğuksa- çocuk, duygularını bastırarak uyum sağlayan, kendisini değil, çevresini memnun etmeyi merkeze alan bir benlik geliştirir.

Ebeveynin -ya da bakım verenin- tepkisi yaralayıcı olduğunda, (duygusal mesafe, red, yoğun kaygı, alay etmek vs.) çocuk, ifade ettiği duygunun doğru duygu olmadığını düşünür.
Gerçek duyguları, çevresi tarafından kabul edilmemekte, karşılık bulmamaktadır.
Bilinçdışı bir şekilde, kendisi olmak yerine, uygun bir rol oynamanın daha güvenli olduğunu öğrenir.

Kendi ihtiyaçlarını bastırır, duygularını içine atar, iyi çocuk olur. Zamanla bu hâl öylesine yer eder ki, kişi gerçekte kim olduğunu unutur.
Başlangıçta çocuğu psikolojik bir tehditten koruyan bu savunma mekanizması, zamanla benlikle bütünleşir, bir işleyiş biçimine dönüşür.
Bu, Winnicott’un sahte benlik olarak adlandırdığı yapının temelidir.

Sahte benlik, çevreye uyum sağlamak için geliştirilmiş bir hayatta kalma stratejisidir. Kişi, ne hissettiğinden çok ne hissetmesi gerektiğine odaklanır; vitrine yatırım yapar.
Bu yapı dışarıdan başarılı, sosyal ve işlevsel görünebilir ancak, içinde derin bir boşluk, yabancılaşma, yorgunluk ve anlamsızlık hissi saklar.
Bu kişiler neyin yanlış olduğunu tarif edemeyebilirler. Hayatlarında bir sorun olmadığını dile getirirler ama bir nevi kendileri olamama hissinden yakınırlar.
“Belki de, ne istediğimi bilmiyorum.”
“Hep başkalarına göre karar veriyorum.”
“Sanki hayatımı yaşamıyorum da, bana biçilen rolü oynuyorum.”
“İçimden başka şeyler geçiyor ama o doğrultuda davranmam doğru olmaz.”

Winnicott’a göre terapistin en önemli vazifesi, danışanına kapsayıcı bir alan sunmaktır. Bu, danışanın yargılanmadan, beklentisizce var olabildiği, içselliğini keşfedebildiği güvenli bir alandır. Süreç içerisinde kişi, yavaş yavaş sahte benlikten çıkarak, gerçek benliğine temas etmeye başlayacaktır.
Sessiz kalmak, hissetmek, kendini duymak ya da bazen hiçbir şey yapmadan oturmak bile bu süreçte anlamlıdır. Bu, bireyin sadece yapan değil, olan bir varlık olduğunu anımsama sürecidir.

Fransız psikanalist André Green’e göre sahte benlik, ölü ruhsal yaşamın bir maskesidir. Green, sahte benliğin hüküm sürdüğü kişilerin canlılık duygularının eksik, iç dünyalarının donuk oluşuna değinir.
Sahte benlik, topluma uyum sağlamak için takılan bir maskeden ibaret olmayıp, kişinin erken dönem ilişkisel deneyimlerinden doğan bir yapıdır.
Çocuk, duygularının karşılık bulmadığını, hatta kabul edilmediğini gördüğünde, kendi spontane varoluşunu tehlikeli bulmaya başlar.
Dolayısıyla gerçek hislerini yansıtmayan ama daha güvenli görünen bir benlik kurgusuna yönelir.
Bu kişiler, ilişkilerde sınır koymakta zorlanabilir, onay ihtiyacı hissedebilirler ve içten içe reddedilmekten korkarlar. Her şeyin yolunda göründüğü bir yaşamın perde arkasında, tanımlayamadıkları bir eksiğin yoksunluğunu çekerler.

Gerçek benlik otantik, kırılgan ama derindir. Sahte benlik ise sağlam, düzenli fakat yüzeyseldir. Psikoterapi, bu iki yapı arasındaki yolculuktur.
Terapötik ilişki, danışanın gerçek benliğiyle temas kurması için alan sağladığında, sahte benliğin duvarları yavaş yavaş çözülmeye başlar.
Bu, yalnızca psikolojik bir iyileşme değil, aynı zamanda varoluşsal bir yeniden doğuş sürecidir.
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.