
Utanç ve suçluluk duyguları sıklıkla birbirlerine karıştırılır. Oysa bu iki duygu arasında temel bir fark vardır. Suçluluk, bir kural ya da normun ihlalini içerirken; utanç daha derinlerde, kişinin benlik saygısı, başkalarının gözündeki yansıması merkezli bir duygudur.

Utanç, yalnızca yaptıklarımızla değil, başkalarının gözünde dönüştüğümüzü düşündüğümüz kişiyle de ilgili bir duygudur. Utanç, genellikle mahremiyetimizin istemsizce açığa çıkmasıyla tetiklenen bir mahcubiyet olarak kendini gösterir. Utanç, bireyin içsel ve sosyal dünyaları arasında bir gerilim alanıdır. Utancın ifade biçimleri; sosyolojik, psikolojik vb etkenlere bağlı olarak değişir. Bunların yanısıra, utanç kavramını daha karmaşık hâle getiren unsur, mazoşizmle olan yakın ilişkisidir.

Utanç, bazen ahlaki bir sınırdan ibaret olmayıp bir tür haz arayışına dönüşür, aşırı ve neredeyse imkânsız bir hazza ulaşma dürtüsü olarak karşımızdadır.
Mazoşizm, bireyin acıyı, zevke ulaşmanın ön koşulu saydığı bir ruhsal işleyişin ürünüdür. Mazoşist, bilinçdışı bir hâkimiyet arzusunu, teslimiyet vasıtasıyla somutlaştırır ve utanç, bu süreçte başkaldırı biçiminde karşımıza çıkar.

Utanç, ötekinin bakışı aracılığıyla aktive olan bir içsel gerilim kaynağına dönüşür. Kişi, kendisini "zayıf" konuma yerleştirerek, yalnızca acı çekmekle kalmaz, aynı zamanda aşağılanmakta gizli bir zevk arar. Söz konusu arayış, kişinin kendini sabote etmesi, yasa dışı davranışlara yönelmesi vb. yollarla ifade bulabilir.

Utanç anlaşılmadığında, doğru bir şekilde ele alınmadığında, bireye kısır bir döngüde acı veren, ezici bir yüke dönüşebilir.
Utancın kişisel hikâyedeki kökenlerini incelemek, bireyin arzularıyla "kanun" arasında sağlıklı bir denge kurmasına olanak tanıyacaktır.
Utanç duygusu aşılması gereken bir engel değil, anlaşılması gereken bir süreçtir. İçsel mekanizmamız hakkında farkındalık kazanmak, bizi uzun vadede daha özgür bir insana dönüştürecektir.
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.