
Hayatın akışında bir rutine sahip olmak, bir günden diğerine yinelemek hepimizi güvende hissettirir. Memnun, şikâyetçi ya da kayıtsız varlığımızı konfor alanında tutan bu alışkanlıkların yanı sıra, insanın bilinçdışı bir tekrar mekanizması mevcuttur. Sigmund Freud, bu mekanizmaya yineleme zorlantısı adını vermiştir. Yineleme zorlantısı, kişinin geçmişte deneyimlediği ilişki ya da varoluş kalıplarını yeniden yaşamaya yönelik bilinçaltı bir ihtiyaç duymasıdır.
Söz konusu deneyimler genellikle keyif verici nitelikte olmaktan uzaktırlar. İçerdikleri yapma, söyleme, tekrarlama eylemleri sanki öznesine ait değil gibidir. Hatta bazen süreci incelerken, hatırası silik ya da yer yer kayıp olaylara rastlarız.“Nasıl bu şekilde davrandığımı anlayamıyorum, sanki içimdeki bir şey beni zorladı.”

Freud bu tekrar baskısının bilinçdışına hapsedilmiş olanın geri dönme çabasından kaynaklandığını söyler. Çözülmemiş, bilinçaltına atılmış problematikler yeniden gündem olup çözümlenmek isterler: İnsanın, kendisinin daha iyi bir versiyonu olma isteğinin, iyileşmeye yönelişinin dürtüsel bir boyutu vardır.
Bazı insanların hoş olmayan deneyimleri tekrarlama eğilimlerini Freud, “Haz İlkesinin Ötesinde” kitabında incelemiştir. Freud, yineleme zorlantısının haz ilkesiyle çeliştiğine değinir:
Yineleme zorlantısı, ölüm dürtüsünün eseridir, aynı zamanda yaşam dürtüsüne hizmet eder. Ölüm dürtüsü, insanın iç dünyasında bir nevi dağılmaya, disosiyasyona sebep olur. Yaşam dürtüsü bütünlüğü korumaya yöneliktir ve hoşnutluk arayışını, haz ilkesinin hâkimiyetini destekler.
Kısaca, ölüm dürtüsü insanın içsel anlamda parçalanmasına neden olan bir güçken, yaşam dürtüsü toparlamaya, bir arada tutmaya yönelerek, haz arayışını ön planda tutar. Farklı doğalara sahip, ancak birbirine bağlanıp karışabilen iki dürtüyle karşı karşıya olduğumuzu söyleyebiliriz.

"Tekrar yenilik ister." Jacques Lacan
Freud, yineleme zorlantısını, aynının sonsuz dönüşü olarak tanımlar. Ona göre, hatırlanamayan tekerrür edecektir.
Jacques Lacan, “Tekrarlanan, ısrar edendir ve ısrar eden, güçlü bir şekilde bastırılmış olandır.” ifadesini ekler. Lacan’a göre, tekerrür her zaman kılık değiştirerek gelir ve her tekrar bir öncekinden farklıdır. Bu zorlayıcı tekrar karşısında kişi, aslında her defasında yeni bir şeyle karşılaştığını düşünür. Ancak bu tekrar, eskinin yeni koşullarda deneyimlenişidir ve daima başarısızlıkla sonuçlanma özelliği taşır. Hep aynı erkeklerle birliktelik yaşayan bir kadın ya da ilişkileri hep ihanetle sonuçlanan o adam… Dönüp dolaşıp kendilerini farklı bir dekor eşliğinde, aynı çıkmazda tanıdık duygularla bulduklarını söyleyen insanlar…

“Bilinçaltının gücünün farkında olmayan kişi, başına her geleni kader zanneder.” Carl Gustav Jung
Freud’a göre bu kader, çoğunlukla kişinin kendisi tarafından hazırlanmış olup, çocukluk çağının yaşantılarıyla şekillenmiştir.
Aynının dönüşü, ilerlemenin tam tersidir. Tekrarlamak, yeniden istemek; bir nevi ihtiyaç duymak demektir. Peki, kişiyi aynı ilişkiyi sonsuzca yeniden yaşamaya iten şey nedir? Bir kişi neden aynı acıya, cezaya ve başarısızlığa tekrar tekrar kendini sürükler? Kişi, masum olduğunu savunur ve başına gelenlerin kendi iradesi dışında gerçekleştiğini düşünür. Paradoks, kişinin ne kadar acı çekip şikâyet etse de bu mazoşist pozisyona sıkı sıkıya bağlı oluşundadır. Söz konusu bağlılık; kişiye, bilinçdışı suçluluk duygusunu ve ceza ihtiyacı ile bağlantılı olan ölüm dürtüsünü tatmin eden eşsiz bir acı sunar.
Acının sağladığı tatminlerden vazgeçmek nasıl mümkün olur?
“Hayat, yalnızca geriye bakarak anlaşılır; ama ileriye bakarak yaşanır.” Søren Kierkegaard
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.